15 TEMMUZ 2016 – KATLİAM

 

Maraş ve Sivas katliamlarında olduğu gibi 15 Temmuz 2016 da sözde darbe girişiminin olduğu gün de bir Cuma günüdür. Tesadüf olduğunu tahmin etmiyorum. Çok ince ayrıntılarına girilmiş ve ustaca yazılmış bir senaryo idi. Ve ogün, belli amaçlar uğruna yaptırılan sözde o darbe girişiminde resmen katliam yapılmıştır.

 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde göz göre göre yapılan katliamlardan bilhassa Maraş ve Sivas katliamlarını örnek olarak almamın sebebi, bugünleri yaşadığım gibi ogünleri yaşamış olmam ve o tarihlere tanıklık etmiş olmamdır. 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan katliam, Aralık 1978 de Maraş’ta ve Temmuz 1993 te Sivas’ta aynen yapılmış ve tatbik edilmiştir. Hepsindede Camiler kışla olarak kullanılmışlardır. Aradaki fark, 1978 ve 1993 te Alevilere ve 2016 da ise emir kulu olan zavallı Askerlere karşı yapılan birer katliamlardır. Aralarında bir fark daha var ki, auzubilleh dedirtir cinstendir. O da, Maraş ve Sivas katliamlarında cami hocasının kışkırtmalarıyla ve Temmuz 2016 da ise bizzat Cumhurbaşkanının çağrısıyla meydanlara inen cemaatlerdir. Bir fark daha var. Ogün ellerinde benzin bidonları vardı ve bugün ise ellerinde bıçak ve tabancalar var. Her ne olursa olsun dün işlenen de bir katliamdır, bugün işlenen de bir katliamdır. Acımasız, bilinçsiz, insani tarafı olmayan ve belli başlı kişilerin emirleri çerçevesinde işlenen katliamlardır.

 

Humeyni’nin İran’da yaptığı dini darbede İran Silahlı Kuvvetlerinin teslim alınması Kur’an kullanılarak yapılmış olması çok gariptir. Askerler, Humeyni’nin islami rejimi gelmeden bile Müslümandırlar ki Kur’an’a karşı eller silaha ve parmaklar da tetiğe uzanmamıştır. Oysa siyasete alet edilen hangi din kitabı olursa olsun, siyasete alet edildiği andan itibaren geçerliliğini, özelliğini ve temizliğini yitirmiş sayılır. Öyle durumlarda kirlenen o dine bile itibar edilmez, saygı duyulmaz. Dinler, siyaset için uydurulmamışlardır. İşler ve işlevler başkadır.

 

Bizzat Recep Tayyip Erdoğan tarafından „Allah’ın bir lütfu“ olarak görünen o sözde darbe girişiminin, keza bizzat kendileri tarafından başkanlık uğruna senaryolaştırdıkları veya başkalarının senaryolarına onay verdikleri ortadadır.

 

Darbeler, herkesin meydanlarda, caddelerde, sokaklarda olduğu zamanlarda yapılmaz.

Darbeler yapıldığı zaman, ilk atılması gereken adımlardan birincisi, kimlere karşı yapılıyorsa, o kimilerini tutuklamak ve bir yerlerde tutmaktır. İkinci adım ise, bütün görsel medyanın karartılması ve o medyalarda sadece darbeyi yapanların görünmesidir. Fakat bu sözde darbede öyle bir şeye rastlamıyoruz. Çok komik bir durum ile karşı karşıya kaldık ki bunun yanısıra meydanlara dökülen yobazlar tarafından katliam yapılmasına göz yumuldu ve hatta yardım bile edildi.

 

Sözde o darbe, akşam saat 22,30 civarında başlıyor, sınırlar tutulacağına köprüler tutuluyor, bir tek televizyon kanalına gidilip bildiri okutuluyor ve halk arasında askerler nöbetteymişler gibi caddelerde boy gösteriyor. O zavallı askerin, ateş ortasında olduğunun farkında bile olmuyor. Belli bir zamandan sonra ölenler ölecek, kalanlar kalacak. Bundanda haberleri yoktur.

 

Madalyonun öbür ucunda ise siyasiler televizyonlarda bol bol boy gösterip halkı meydanlara çağırıyor, meydanlarda tankların önünde durmaları isteniyor ve adeta halk, bir savaşa sürükleniyor ama onlara neticede neler olabilecekler o siyasilerin umurlarında bile değildir. Çağrılardan kısa bir süre sonra bütün Türkiye, akp mitingine dönüşüyor. Sarıklı, cüppeli, şalvarlı… aynen Sivas’ta ki gibi ve ellerinde silahlar, bıçaklar, sopalar vs…

 

Hiç bir tarafı darbeye benzemeyen yanı ile gerçekten bir komedi. Belli ki bu senaryonun sahipleri; „olsun da nasıl olursa olsun“ mantığı ile hareket etmişlerdir. Asıl amaç başkanlıktır ve ve kendilerince yeni Türkiye için yeni bir Anayasadır. Buradada asıl hedef Atatürk, Cumhuriyet ve laikliktir. Büyük bir ihtimalle bunun neticesinde seçim, referandum veya buna benzer adımlar vardır. Buda buna bir yatırımdır. Aynı „van minit“ yatırımı gibi. Diyeceksiniz ki; kan akıtarak, katliam yaparak yatırım yapılır mı?

Marmara gemisinde bile bile dokuz can alınmadı mı? Diyarbakır’da, Ankara’da, İstanbul’da… ışid terör örgütüne, yüzlerce insanın ölümüyle sonuçlanan terör olayları yaptırılmadı mı? Ve faili meçhuller… neyse…

 

Aradan 2 – 2,5 veya 3 saat geçmedi ki „darbe püskürtüldü“ denmeye başlandı. Hiç bir siyasi kanat yakalanmamış, hiç bir siyasi irade tutuklanmamış ve ne olduğu tam anlamıyla anlaşılamamıştır. Bu arada sadece yandaş kanallar açık, diğerleri kapatılmıştır. Ve tabi ki bu birkaç saat içerisinde olanlar olmuştur. Yüzlerce yaralı, onlarcası ölü ve hatta 15 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla hem katliam hem de ikinci bir Kubilay vakası yaşanmıştır.

 

Buraya kadar tamam. Senaryo yazıldı çizildi sahnelendi ve neticede „van minit“ten ne elde ettilerse, beş on katını elbette burdan da elde edecekler. Bunlar görevlerini yaptılar. Bunlar, kendilerince yapmak zorunda olduklarını yaptılar. Her ne kadar onlar suç işlemiş olsalarda, gerçek suçlular başkalarıdır. Ve o başkaları, bugün itibarıyla 14 yıldır iktidarda bulunan bunların ne denli sahtekar olduklarını çok iyi bilmektedirler. Bunlara karşı bir güçbirliğinin şart olduğunu da biliyorlar. Fakat nedense bir birliktelik oluşmuyor. Bırakın güçbirliğini bir tarafa, Amerikan seçim sisteminin bile kaldırtılması, Muhalefetin iktidar yolunu açacağı kesindir ve buna bile yanaşmıyorlar. Demek ki satılan satılmış, ağızbirliği oluşmuş ve Türkiye Cumhuriyetinin yıkım işlemi yürürlüğe girmiştir.

 

 

Mesut Aslanyürek